
Ekranlarda donmekte olan Becel ”Kalbini Sev” reklamlari, fena halde yeniden dirilen Tadelle‘nin reklamlarina mi benziyor? Iki reklamda da bolca kirmizi kalp gormek mumkun.

Yeni mezunun tecrubesiz is bulamamasini ben bir sehir efsanesi sanirdim. Cok aci bir gercekmis. Bir de kuresel ekonomik kriz birer birer buyuk firmalari ve yanlarinda tedarikci kucuk firmalari yutarken hem Turkiye’deki hem de dunyanin cesitli yerlerindeki arkadaslarimin hala is bulamadigini aci bir sekilde goruyorum.
Anlamadigim ve senelerdir konusuluan konu da bu tecrubesizlerin nerden tecrube bulup da ise baslayacagidir. Tavsiye edilen ogrencilik yillarinda staj tecrubeleri edinilmesi ve bu yillarin bos gecmemesidir. E, bu da bende var ama yetmiyor(mus).
Giris seviyesindeki isler icin bile en az 1-2 yil ayni sektorde ayni dalda tecrube isteniyor. Sonunda bu is ilanlari da kapandigina gore 1-2 sene tecrubeli calisanlar da giris seviyesi islerine basvuruyorlar ve aliniyorlar demek ki.. Serbest piyasa.. Talep var demek ki arz da varmis.
Ama ben yine de staj tecrubelerime de guvenerek ve bana her zaman tavsiye edildigi uzere 1-2 sene tecrube isteyen is ilanlarina da basvuruyorum. Gecenlerde bir istisna yaptim ve 3 sene tecrube isteyen bir ilana basvurdum. Istedigim sektor ve isteyebilecegim bir pozisyon. Tecrube kriterini goz ardi edip basvurmamin sebebi bende olan ileri seviye Almanca bilgisi istemesi ve Allah’in bir daginda olup Istanbul’un cogu yerine baska bir sehir kadar uzakken benim evime 20 dk mesafede olmasi. Ancak ben yine de on yazimda onlar “Uzman” aramasina ragmen “Uzman Yardimcisi” pozisyonuna basvurdugumu belirtmistim.
Basvurumdaki pozitif yonleri kendileri de fark etmis olacaklar ki beni gorusmeye cagirdilar. Cok sasirdim. 1-2 sene tecrube isteyenler cagirmazken 3 sene tecrubeli eleman arayan bir firma beni cagiriyordu.
Gittim. Bir kisilik envanteri doldurdum, ardindan 2 pazarlama calisani ve bir IK calisani ile gorustum. Ilk gorusme olumlu gecti. Bana tecrubeli eleman istediklerinden bahsetmediler. Herhalde beklentileri degisti dedim. 1 hafta sonra da 2. gorusmeye cagirdilar. Demek ki gercekten tecrubeli eleman istemiyorlardi.
2. gorusmede Alman genel mudur ve IK muduru ile 50 dklik bir gorusme yaptik. Genel mudurun bana en sonunda dedigi sey “Potansiyelin oldugu cok acik ortada, keske biraz tecruben olsaydi. Ilk seninle gorustuk. Eger daha fazla tecrubesi olan biri gelirse onu ise aliriz.” oldu. Ilan “3 sene tecrubeli” diye acilmisken tum rakiplerimin daha tecrubeli olacagini tahmin ettigimden olumlu bir cevap beklemedim. Zaten 1 hafta sonra da ‘maalesef’ beni ise alamadiklarini soyleyen bir e-mail aldim.
Benim takildigim konu, bir genel mudurun, bir IK mudurunun 50 dakikasi bu kadar mi degersizdir?! Eger tecrubeli eleman ariyorsaniz, beni ilk gorusmeye neden davet ettiniz, hadi ilk gorusme elek gorevini goruyordu, sonraki gorusmeye neden cagirdiniz?
Burada ya alacaklari calisandan beklentileri hakkinda IK ve genel mudur arasinda bir iletisim kopuklugu var, ya yeterince anlamli basvuru almadilar ve ben aralarinda en iyilerindendim, ya formalite icabi belli sayida aday ile gorusuyorlar ya da bu firmanin cidden isleyen Insan Kaynaklari politikalari ve uygulamalari yok! Ya da su yazimda bahsettigim gibi is gorusmeleri pazar arastirmasi islevi de goruyor..
Is arama zaten cok zorlu ve yipratici bir surec. Sirketlerin ve IK politikalarinin yanlisliklari adaylarin uzerinde daha da fazla baski olusturuyor. Ama kimsenin ‘degerlendirilmeyen adaylar‘ yonunden bakmadigi cok acik..
hayat, isyanim var, pazarlama, talebim var kategorisinde yayınlandı | Etiketler:ekonomik kriz, insan kaynaklari, is arama, is gorusmesi, is ilani, tecrube, yeni mezun

Her is gorusmesinden ciktigimda aklimdan bir gecer. Sirketler is gorusmelerini bir nevi danismanlik seansi ya da musteri ile birebir mulakat olarak mi goruyorlar diye?
Benim konu hakkinda nasil dusundugumu, dusuncelerimi nasil olusturdugumu ve bunlari nasil soze doktugumu test eden sorular olabiliecegi gibi bazi sorularin cevaplarini is gorusmesi disinda da degerlendirdiklerini dusunuyorum.
Nasil sorular bunlar:
- Firmamizin pazarlama stratejileri hakkinda ne dusunuyorsunuz, nerede iyi oldugumuzu, nerede gelistirmeler yapabilecegimizi dusunuyorsunuz?
-Firmamizin reklamlarina rastladiniz mi? Reklamlarimiz hakkinda ne dusunuyorsunuz, sizce nasil iyilestirmeler yapilabilirdi?
-Eger firmamizda calismaya baslayacak olsaniz yapacaginiz ilk yaratici pazarlama isi ne olurdu?
Sonucta is gorusmesine cagirdiklari kisiler en azindan ozgecmis duzeyinde o gorevi yapabilecek kisiler ve bu yuzden de hem hedefi yakalayan hem objektif hem de ise yarar cevaplar aldiklarini dusunuyorum. Eger bunlardan da bazi fikirler cok one cikiyorsa degerlendirmeye aliyorlardir, hatta bence kulak tikamayip almalidirlar da..
Hatta bunlardan birini de temellendirebilirim. Son gittigim gorusmede -sirkete iki defa gittim, ilki insan kaynaklari gorevlisi ve iki pazarlama departmani calisani ile, ikincisi ise genel mudur ve insan kaynaklari muduru ile idi- bana son reklamlarini nasil buldugumu sormuslardi. Ben de her iki gorusmede de son reklamlarinin dusuk kalitede oldugunu ve eski reklamlarinin hedef kitleyi daha iyi yakaladigi ve mesaji cok daha acik ve direkt verdiginden bahsetmistim.
Pat! Gorusmeden 2-3 gun sonra yeni reklamlar gosterimden kaldirildi ve eskiler yayinlanmaya basladi.
Tabi ki bu karari kendime yontmuyorum. Gorusmeye aldiklari diger kisilerden bu tur yorumlar almis olabilirler. Bir suredir bunu dusunuyor olabilirler. Ama zaman bana epey tesadufi geldi.:)
Ayrica daha once de dedigim gibi, bence bu tur one cikan fikirleri kullanmalarinda sakinca yok, hatta cok da akillica bir pazar arastirma yontemi. Tek eksisi, adayin sirketten red aldiktan sonra kendisini kullanilmis hissetmesi..
Not: Bu hizli tuketim mallari sirketinden red aldim, ancak o da cok farkli bir hikaye..
hayat, pazarlama kategorisinde yayınlandı | Etiketler:insan kaynaklari, is gorusmesi, pazar arastirma, reklam
Evde epey zaman gecirdigimden ve bos duramayan bir insan oldugumdan once orgu ormeye sardim, sonra da dikis dikicem diye tutturdum, hem de evdeki el cantamdan kucuk mini dikis makinasi ile. Annem ve babaannem ilk once gulduler, sonra tamam dediler. Bunun icin annemin eski kumaslarini aradik bulduk. Aralarinda biri vardi ki onunla ne yapilacagina gorur gormez karar verdim. Gri ekoseli kalin yunlu bir kumas, tabi ki ondan kucuk bir palto olacakti, ama benim boyumu asardi. Bu yuzden bu gorevi anneme verdim ve 4 gun icerisinde, kumasin cok kucuk olmasi, mini dikis makinasinin daha ilk dikiste bozulmasi ve annemin dikisi baska bir yerde bitirmesine ragmen asagidaki super yarasa kollu palto ortaya cikti.

Hicbir zaman tam olarak kaban, palto, mont, manto arasindaki farki anlamayan biri olarak buna palto demeyi uygun gordum, yarasa kollu palto, “cape” olarak adlandirilanlardan..
Beline once gri kurdele takmayi dusunurken, Claire’s’de resimdekini sac bandi olarak gordum ve hemen aldim.
Sonra da kis gunlerinde sevgili paltomu usumeden giyebilmek icin uzun bir eldivene ihtiyacim oldugunu dusundum. Parmaksiz siyah bir eldiven istiyordum. Bunu da kendim yapmayi dusunurken babaannem beni epey zor olduguna inandirdi ve gorevi devraldi. Sonra da “ne o oyle, parmaksiz eldiven dikmem ben” diyerek, eldiveni parmakli ordu.

Annemin ve babannemin ellerine saglik..
Evde bos oturan ve bir seyler yapmadan duramayan bendim degil mi? :)
Itiraf ediyorum paltoyu diktirirken Lacheen‘i ve cok kisa surede harika seyler yaratabilmesini, soyle bir paltoyu bile dikebilmesini hem kiskandim hem de ondan cesaret aldim.

Ilk duydugumda bu Sertab Erener‘in sesi dedim. Caktirmadan yabanci bir album mu cikarmisti?.. Sarki mukemmeldi, dinlerken sanki buyuluyordu..
Daha sonra arastirdim ki, sarki The Pierces – Secret imis.. Tahminimden cok uzak yani.
The Pierces 2000 yilinda iki kiz kardes tarafindan kurulmus ABD menseili bir grup. Meger Dexter ve Gossip Girl‘de sarkilari calindigindan beri ulkemde de taninirlarmis.
***
got a secret.
can you keep it?
swear, this one you’ll save.
better lock it in your pocket,
taking this one to the grave.
if i show you,
then i know you wont tell what i said.
because two can keep a secret if one of them is dead.
***
Gruptan Boring, Three Wishes, Lies da tavsiye edilir..
muzik kategorisinde yayınlandı | Etiketler:Dexter, Gossip Girl, muzik, secret, Sertab Erener, The Pierces
“Eger 2006 kullanici tarafindan olusturulan icerigin, 2007 sosyal medyanin yili idiyse, 2008 de sohbetin yilidir” (Most Contagious, 2008). Denilmek istenen, firmalarin tek tarafli mesajlarini musteriye gonderdikleri zamanlar artik gecti, kullanicilarin da firmaya mesaj yollamasi artik yayginlasti, bu 2008 yilinda karsilikli iletisim, etkilesim ve bir sohbet halini aldi. Conversation marketing hakkinda daha fazla bilgiye buradan ve suradan ulaşabilirsiniz.
Conversation marketing temelinde musteri ile iliskinin onemini barindirir. Ben de aslinda cok basit bir musteri iliskileri hatasindan bahsetmek isterken bana pazarlamayi daha da sevdiren bir dusunce tarzina deginmis olmak istedim.
Asil derdim, calisan ile musteri arasindaki bu “sohbet”in sahte samimiyet ile nasil tepetaklak edildigini gostermek.
1) Bir ay onceydi. En yakin arkadasimin dogumgunu icin bir cuma gecesi Avrupa yakasinin bir ucundan, Suadiye’ye gecmem gerekiyordu. Gunun cuma olmasi, is cikisi saatlerinde yolda olmam, kopru trafigi ve Anadolu yakasinda yollari hic bilmemem gibi nedenlerden dolayi, Suadiye Cafe‘ye 2,5 saati geckin bir surede araba kullanarak vardim. Arkadaslarim benden 1 saat once mekana gelmisler, iznimi de isteyerek yemek siparis edip yemislerdi bile. Tum bunlardan hem ac hem de ne kadar sinirli oldugum anlasiliyordur. Nihayet mekana geldim, rezervasyonu yaptiran arkadasin ismini beni karsilayan cok hos bayana soyledim. Kendisi beni cok guzel karsiladi, arkadaslarimin yerini gosterdi ama en son olarak da “Aa, tum arkadaslariniz coktan geldi, siz epey gec kaldiniz” dedi. Kendisine Ally McBeal’de Lucy Liu’nun canlandirdigi Ling’in vahsi bakislarindan birini atip, “Bu duymak istedigim en son sey” diyebildim.
2) 2 hafta oncesi, sabah saat 10:30, once Isbankasi tarafindan zaten 2 ay once istemedigimi belirttigim bir kredi kartinin halen beni subede bekledigini bildirmek icin uyandirilmisim ve birazdan kalkarim diyip, tekrar ruyalara dalmak üzereyim. Tekrar telefonum caliyor. Bir heves is gorusmesi icin araniyor olabilirim diye cep telefonuna atiliyorum. Ama beni yillar yillar once aldigim ve bir kez kullandigim Boyner Anahtar Karti bilgilerinden bulan Back-Up calisani bana bir saglik hizmetini anlatmak istiyor. Nasil bir urun gelistirdiklerini bir pazarlamaci olarak merak ediyorum ve dinlemeyi kabul ediyorum. Beni hic heyecanlandirmayan bir urunun ozelliklerini dinledikten sonra, anket sorularina geciliyor ve kullandigim kredi karti, ozel saglik sigortasi hakkindaki sorulardan sonra “son 1 yil icerisinde check-up yaptirdiniz mi” sorusu geliyor ve ben de yaptirmadigimi soyluyorum. Gelen tepkiye halen sasirmaktayim. “Sagligimiza pek dikkat etmiyoruz galiba Xxx Hanim!”. Uykulu olmasam simdi daha ne cevaplar verirdim diyorum ama, o an agzimdan sadece soguk bir “Yok oyle bir sey” cikiyor.
Iki ornekte de firmalarin pek de elde edemedigi cok degerli bir sohbet imkani yakalanmis. Ancak iki firma da bu imkani bana cok kotu bir musteri deneyimi yasatarak mahvediyorlar. Sohbet iki arkadas arasinda olur, fakat firmalar samimiyet cizgisini iyi ayarlayamazlarsa uzak durulacak, posta konulacaklar mertebesine gecerler. Ozellikle Back-Up’daki musteri hizmetleri temsilcisinin konusmalarinin kaydedildigini ve bunlarin degerlendirme icin dinlenebiliyor oldugunu bildigimden, firmayi temsil eden kisilerin nasil boyle hatalar yapmasina izin verildigini aklim almiyor.
Uzun lafin kisasi, o musteri ile temasa gecilen gerceklesme ani -“Moment of Truth” ve turkcelestirilmesi ile ilgili bir yazi ve tartismasi icin buyurun- firma hakkinda karar verilen kritik bir noktadir ve potansiyeli sonuna kadar kullanilmalidir.
Not: Yaziyi yazarken aklim cok farkli yerlere kaydi. Selcuk Erdem‘in eskizleri gibi ben de aklimdan gecenleri ciziktireyim:
isyanim var, pazarlama kategorisinde yayınlandı | Etiketler:Back-Up, conversation marketing, emotional labour, internal marketing, moment of truth, musteri deneyimi, musteri iliskileri, pazarlama, Selcuk Erdem, sohbet, Suadiye Cafe
El emegi goz nuru ne demekmis ben bunu ogrendim. Issizlik sirasinda evde bos oturamayan bir insan olarak bir atki projesine baslamistim. Ilk gunlerdeki performansim bunun bir “proje” olarak kalacagini dusundurtmus olsa da, daha sonra hizlandim ve atkiyi toparladim.
Renkleri, modeli, uzunlugu bence super oldu. Hava sogusa da taksam diye sabirsizlaniyorum. Bir de her yerde o kadar cok super atkimdan bahsediyorum ki, nazar degecek diye korkuyorum.
Mor, beyaz ve yesil yun, 7 numara sis, pirinc ve lastik orgu kullanarak ordum.
genel kategorisinde yayınlandı | Etiketler:Show TV, tespit, yarisma, Yemekteyiz
Ama gercekten bir reklam yuzunden sucluluk duyduk diye bizi sehrin hengamesinden bir sure kurtaracak tatilimizden vazgecer miyiz?
Not: Seker Bayrami’nda yazdigim bir yazidir.
pazarlama kategorisinde yayınlandı | Etiketler:bayram, cadbury, cikolata, kent, kurban bayrami, pazarlama, ramazan bayrami, reklam, seker
Sene 2006, yer Hazerfan Havaalani ve ben hayatimin en guzel anlarindan birini yasiyorum.
Sahnede Muse var, ben de sevgilimin omuzlarinin uzerinde tam “groupie girl” seklinde kendimden gecerek her sarkiya eslik ediyorum.
Insanin diger her seyi unuttugu ve an icerisinde kendini kaybettigi anilari pek azdir. Benim icin aile, sevgili, arkadaslar gibi konular haricinde hatirladigim oyle tek ani da bu.
Muse acik ara en sevdigim grup.
Ama o konserdeki kalp atislarimin hizlanisini artik her Muse dinledigimde tekrar hissediyor olmam benim üzerimdeki etkilerini de artiriyor.
Hatta gecen sene Manchester Havaalani’nda elime aldigim bir dergide Muse’un artik album cikarmayacagini okumus, kalbim parcalara ayrilmisti. Dergiyi ucagi kacirma ihtimalim oldugundan alamamis, sonra isin aslinin artik niyetlerinin album cikarmaktansa single piyasaya surmek oldugunu sonradan ogrenmis bir tutam ferahlamistim.
Mesela Aerosmith de cok sevdigim gruplardandir, ama Muse kadar baglamamistir beni. Bunda bir de Muse’u baslangicindan beri dinliyor olmamin da etkisi olabilir. Aerosmith’i ilk defa Nine Lives albumu ile kesfetmistim ki diskografisinde sonlarda yer alan bir albumdur. Daha sonra onceki albumlerini dinlemis, onlari da sevmis ve sonra cikardiklari albumleri de hep takip etmistim. Ama Muse’un bastan beri nasil kurulup gelistigi gozlerimin onundeydi ve ben bunu seyredebiliyordum. Ellerimde buyumus hissi uyandirmisti galiba bende.
Kesinlikle atlanmamasi gereken bir etkiyi de Ingiliz bir grup olmalari da birakmis olabilir..
Simdi de heyecanla bir sonraki sahaserlerini bekliyorum.
Eger siz de icinizden bir grup icin boyle guclu duygular hissedip hissedemeyeceginizi dusunuyorsaniz asagidaki sarkilara bir kulak vermenizi tavsiye ederim:
Hepsi Muse’dan hicbir sey gozetmemeksizin siralanmis bir halde:
Toz Pembe, hayat, muzik kategorisinde yayınlandı | Etiketler:Aerosmith, Hazerfan, konser, Matthew Bellamy, Muse, Rock'n Coke